En İyi Senaryo Ödülünü Acaba Kim Alacak..?

Hiç bu kadar karışık ve hiç bu kadar da belirsiz olmamıştık.
Bizim kuşak iyi hatırlar, western filmleri vardı eskiden.
Kovboyların maceralarını izlerdik tek kanallı ve siyah beyaz televizyonumuzda.
Pazar günleri öğle kuşağında TRT’nin yayınladığı filmleri büyük bir heyecanla takip ederdik.
Genelde kovboylarla kızılderililer arasındaki savaş konu edilirdi.
Ve hep kovboylar kazanırdı.
Kovboyların en zor anlarından birisi geniş bir vadiden geçtikleri zamanlardı.
Vadinin dibinde at sürerken gözleri hep yukarıdaydı.
Acaba bir saldırı gelir mi diye…
Çoğu zaman da olurdu.
İşte biz de tam öyle bir durumdayız.
Ülke gündemi öyle bir duruma geldi ki çok farklı senaryolar mevcut.
Hemen herkesin farklı bir senaryosu var.
Kıbrıs konusu ile iç gündemi harmanlayıp hazırlanmış bu senaryoların ayağı yere basanı da var mantık bilimini teğet geçeni de.
Mutlaka birisi doğrudur ama hangisi..?
Toplumun önüne bu kadar çok seçeneği “işte bu olacak” diyerek getirmek ne kadar doğru o da ayrı bir mesele.
Kıbrıs konusunda gidişat hareketlenir mi yoksa sabit mi kalır..?
Hareketlenirse bu hangi yönde olur..?
Sabit kalırsa bunun sonuçları ne olur..?
Bu ve bunlara benzer daha bir çok sorunun ilham verdiği senaryolar yazılıp çizilmekte.
Toplum bu kadar çok senaryoyu kaldırmaz.
Annan Planı’nı hatırlayalım, orada sadece evet ile hayır arasında bile neler yaşamıştık.
Şimdi çok daha fazla seçenekler ortaya konuluyor.
Toplumu doğru yönlendirecek akil kişiler bu noktada çok daha fazla önem kazanmakta.
Belli bir senaryoya kendimizi kaptırmadan bu kişileri dinlemek en doğru yol olacaktır.
Sevelim ya da sevmeyelim, kişiler duygularımızı bir kenara bırakalım bu kişileri dinleyelim.
Günün sonunda karar vermemiz gereken bir noktaya gelirsek öğrenmek için zamanımız olmayabilir…
Yol yakınken gündemi doğru izleyelim…


