Hasan HastürerYazarlar

Güneye bakıyorum, dinliyorum, okuyorum ve KONUŞUYORUM (3)—- Kıbrıs’ın geleceği, acıları yarıştırmakla kurulamaz…

Öncelikle şu gerçeği teslim edelim…

   Sadece insanların değil, bu dünyadaki tüm canlıların yaşama hakkı vardır.

Ancak insanlık tarihi bize gösteriyor ki insanlar, kendileri için tehdit veya sıkıntı olarak gördükleri canlı türlerini uzaklaştırmayı, kontrol altına almayı, hatta yok etmeyi tercih edebiliyor. Sağlıklı yaşamı korumak adına bazı canlıların feda edilmesi gerektiği düşüncesi de zaman zaman kabul görüyor.

Canlıya saygı temelinde yaklaştığımız zaman bu çelişkiyi anlamak daha kolaydır.

 

***

 

İnsan, kuşkusuz yeryüzünün en gelişmiş canlısıdır. Aklıyla, teknolojisiyle, üretim gücüyle diğer canlılardan ayrılır. Peki insanı farklı kılan yalnızca bunlar mı? Ne yazık ki hayır.

   Hiçbir canlı türü, kendi türünü yok etmek için insan kadar organize çalışmaz. Hiçbir canlı, öldürmeyi bilimsel yöntemlerle geliştirmez.

 

***

 

“Savunma sanayi” denilen kavram kulağa yumuşak geliyor.

   Ancak gerçeği söylemek gerekirse savunma sanayi aynı zamanda savaş sanayisidir.

   Savaşın en temel hedefi ise karşı tarafı etkisiz hale getirmek, yani düşmanı yok etmektir.

   Üniformalı askerler ilk hedef olarak görülür. Fakat savaş borazanı çalmaya başladıktan sonra ne kadın tam anlamıyla korunabilir, ne çocuk, ne de yaşlı.

İnsanlığın en karanlık sayfaları tam da burada yazılır.

Bugün gündemde olan konu da budur.

Rum-Yunan ikilisinin girişimiyle Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen kararda, 1974 yılında Rum kadın ve çocuklarının yaşadığı acılara dikkat çekiliyor.

   Elbette savaş dönemlerinde yaşanan her türlü acının, tacizin, tecavüzün ve katliamın kayıtlara geçmesi gerekir.

   Ancak aynı dönemde Kıbrıslı Türklerin yaşadıklarının yok sayılması da kabul edilemez.

   Yok saymak gerçeği ortadan kaldırmaz.

   Kıbrıs’ta 1950’li yılların sonlarından itibaren yaşananları hatırlayan bir kuşağın mensubu olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

   21 Aralık 1963 sonrasında Kumsal’da Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun Rum fanatikler tarafından katledilmesi, iki toplum arasındaki çatışmaların hafızalara kazınan en sarsıcı görüntülerinden biridir.

Daha da üzücü olan, yıllar boyunca bu katliamı bile çarpıtma girişimlerinin yapılmış olmasıdır.

Oysa olayın tanıkları vardır. Yaralı kurtulanlar vardır. Belgeler vardır. Gerçekler vardır.

 

***

 

Kıbrıslı Türk kadınlar, çocuklar ve siviller de yıllarca saldırılara, kötü muamelelere, tacizlere ve katliamlara maruz kaldı.

Taciz yaşandıysa, yaşandı.

Tecavüz yaşandıysa, yaşandı.

Toplu mezarlar oluştuysa oluştu.

Bu gerçeklerin üzerini örtmek kimseye yarar sağlamaz.

Ancak burada önemli bir kültürel farklılığa da dikkat çekmek gerekir.

   Kıbrıslı Türk toplumu, kadınlarının ve kızlarının uğradığı cinsel saldırıları kamuoyu önünde konuşmayı her zaman zor bulan bir toplum olmuştur. Bu nedenle yaşanan birçok acı uzun yıllar sessizlik içinde kalmıştır.

   Kıbrıslı Türkler, “Kadınlarımıza kızlarımıza, Rum askerleri tecavüz etti” diye dünyaya şikayette bulunmayı, yapmaz, yapamaz… AB parlamentosu ve benzer kuruluşlara gidip, kayıt altına aldırmayı aklından bile geçiremez…

Rahmet ve saygıyla andığımız Sevgül Uludağ, yıllar önce somut örnekler ve tanıklıklarla Türk kadınlarına yönelik tecavüz vakalarını da yazmıştı.

   Bu nedenle meseleye “sen yaptın, ben yapmadım” anlayışıyla yaklaşmak doğru değildir.

   Tencere dibin kara, seninki benden kara tartışması hiçbir yarayı iyileştirmez.

   Keşke bu acılar, bu güzel Kıbrıs Adası’nda hiç yaşanmasaydı.

Ama yaşandı.

***

 

Bugün ihtiyacımız olan, bir tarafın kendi yaptıklarını unutup yalnızca karşı tarafı suçlaması değildir.

Gerçeklerle yüzleşmektir.

Empati kurmaktır.

…Ve eğer geçmişte yapılanlar özür gerektiriyorsa, bugünün liderleri  bu sorumluluğu üstlenmelidir.

Çünkü amaç geçmişi unutturmak değil, geçmişin üzerine yeni düşmanlıklar inşa edilmesini önlemektir.

Kıbrıs’ın geleceği, acıları yarıştırmakla değil, acıları paylaşarak insanlığımızı korumakla kurulabilir. Böyle olursa hem ölenlere saygımızı göstermiş olur  hem de yaşayanlara daha barışçıl bir gelecek bırakabiliriz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu