NATO, Trump ve İsrail Üzerine Düşünürken…

Ankara’daki NATO Zirvesi nedeniyle dünyanın dikkati Türkiye’ye çevrilmiş durumda. Türkiye, ev sahipliğinin sağladığı bu görünürlüğü yalnızca diplomatik açıdan değil, devlet temsiliyeti açısından da değerlendirmeyi biliyor. Beştepe’de yapılan karşılama törenleri, verilen görüntüler ve kullanılan dil bunun somut örnekleridir.

Her fırsatta söylerim, yine söyleyeceğim.
Siyasette yalnızca söylenenlere bakarsanız eksik yorum yaparsınız. En az söylenenler kadar söylenmeyenleri de okumak gerekir. Yazılı açıklamalarda yer alanlar kadar yer almayanlar da önemlidir. Sağlıklı değerlendirme ancak bu şekilde yapılabilir.
***
Bugün dünyanın en çok konuşulan devlet başkanı kuşkusuz ABD Başkanı Donald Trump.
Örnek bir devlet başkanı mı?
Elbette hayır.
İstikrarlı bir devlet başkanı mı?
Elbette hayır.
Birleştirici bir lider mi?
Yine hayır.
Bir gün söylediğiyle ertesi gün söylediği arasında tam bir uyum var mı?
O da yok.
Ancak bütün bunlara rağmen dünyanın gözü onun üzerinde. Zirvelerde ne söyleyeceği, nasıl davranacağı, hangi çıkışı yapacağı merakla bekleniyor. Çünkü Trump siyaseti kadar gösteriyi de seviyor. Nasıl davranırsa davransın, dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor.

***
Kıyaslarsak, dışarıdan bakıldığında NATO, zaman zaman Avrupa Birliği’nden daha kırılgan bir görüntü veriyor. Özellikle ABD’nin ve Trump’ın tavırları nedeniyle ittifakın çatırdadığı yorumları yapılıyor.
Peki çatırdıyor görüntüsü vermesi, yıkılma riskinin yüksek olduğu anlamına mı geliyor?
Buna da hayır demek gerekir.
NATO’nun temel gücü yalnızca ABD değildir. Avrupa’nın büyük ülkeleri ve diğer üyeler ortak tavır geliştirebildikleri ölçüde ittifakın dengesi korunur. Hatta NATO üyesi ülkeler, gerektiğinde ABD’ye ve Trump’a ortak bir duruş sergileyebilse, Washington kaynaklı birçok gerilim kısa sürede etkisini yitirir.
***
Trump’ın en büyük rahatsızlıklarından biri, İran konusunda NATO ülkelerinin kendisini istediği ölçüde desteklememesidir.
Oysa, birlikte hareket edilecekse birlikte karar verilmesi gerekir.
NATO, bir ülkenin diğerlerini peşinden sürüklediği bir yapı olmaktan çıkıp ortak aklın öne çıktığı bir yapı olduğunu daha güçlü biçimde gösterebilse, ittifak içindeki huzursuzlukların önemli bölümü azalacaktır.
***
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan tarafından liderlerin Beştepe’de karşılanışını izlerken aklıma farklı bir soru geldi.
Zirveye, NATO üyesi olmadan katılan başka liderlerde vardı. Bu çerçevede zirveye Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung da Ankara’da..
Peki İsrail Cumhurbaşkanı ya da Başbakanı neden orada değildi?
Bunun devamında ikinci soru kendiliğinden geliyor.
Kıbrıs Rum tarafı zaman zaman NATO üyeliğine ilgi duyduğunu ifade ederken, İsrail neden NATO üyeliğini yüksek sesle talep etmiyor?
Bilgi birikimlerimle göre bir yanıtım var.
NATO üyeliği, yalnızca zor günlerde ittifakın sizi koruması anlamına gelmez. Aynı zamanda yükümlülük üstlenmek demektir. Gerektiğinde başka coğrafyalarda görev almak, ortak operasyonlara katkı koymak, ittifakın güvenliği için sorumluluk paylaşmak demektir.
İsrail’in tarihine baktığımızda ise önceliğin daima kendi güvenliği ve kendi çıkarları olduğunu görüyoruz. Başka ülkelerin çıkarlarını korumak amacıyla askeri güç kullanma konusunda örnek yok. İsrail çıkarı olmayan yerde bir mermi bile sıkmaz.
Buna karşılık İsrail ihtiyaç duyduğunda, NATO’nun en büyük gücü olan ABD’nin ve onunla birlikte hareket eden Batılı ülkelerin doğrudan ya da dolaylı desteğini fiilen alabiliyor.
İşte tam da bu noktada soru yeniden karşımıza çıkıyor:
Zaten ihtiyaç duyduğu desteği alabilen İsrail’in, NATO’ya üye olmak için ayrıca bir gerekçesi var mı?




