Hasan HastürerYazarlar

Anılarda yolculuk… “Yaklaşımlarımızı seslendirelim!”

Tam 25 sene, çeyrek asır önce okurlarla buluşturduğum yazım… TL’den 6 sıfırın atılmasından dört yıl önce yazıldı. Milyon, milyar TL’lerin konuşulduğu dönem… İşte 15 Ağustos 2001 tarihli, “Yaklaşımlarımızı seslendirelim başlıklı yazım:

***

“Türk parasının durmak bilmeyen değer kaybının günlük yaşamımıza etkilerini konu eden iki günlük yazıma, tepki ve yaklaşımlar devam ediyor. Yaklaşımlarımızı seslendirdiğimiz oranda düşünce dünyamıza katkı koyarız. Bir düşünceye katılıp katılmamak başka, saygı göstermek başkadır.

Gazimağusa’dan eski parlamenterlerden değerli dostlarımdan Yakın Doğu Üniversitesi denizcilik ve inşaat fakülteleri öğretim üyelerinden Doç Dr. Ata Atun, sıcak ifadeler içeren bir emaille konuya ilişkin düşüncelerini paylaşmak istemiş. Yanlış anlaşılma kaygısıyla, “Yazıma girmeden evvel, sadece akademik bir inşaat mühendisi olduğumu, ev almak, ev yapmak, ev satmak veya inşaat şirketi sahibi olmak gibi bir iş yapmadığımı belirtmek isterim” diye yazma ihtiyacı duydu.

Ata Atun’a göre konunun 1- İnşaat yapım masrafları, 2- TL veya Döviz ödeme ile 3- Ekonomik dengeler bakımından üç ayağı var.
Paranın maliyetine dikkat çekip, “Hiçbir ev alıcısı, evini alırken TL ile borçlanmayı istemez. Psikolojik olarak TL’nin faiz oranları kendisine çok fazla gelir. Sterline yılda %18 faiz vermek, TL’ye %164 faiz vermekten daha cazip gelir ve sterlin borçlanır. Aslında satın aldığı evin bir değeri vardır. İster TL olsun ister döviz, sonuçta alıcı aynı parayı öder” diyor.

Sayın Atun’un yaklaşımlarına yazdıklarım çerçevesinde yanıt vermem mümkün. Çünkü yazdıkları içerisinde kesinlikle katılmadığım bölümler vardır. Ancak bugün için o katkıyı koyacak değilim. Ata Atun, gündemimizden yola çıkarak daha genel ve belirli kesimlerden tepki görme olasılığı yüksek yaklaşımlarını da şöyle dile getiriyor:
“Ülkemizdeki sorun, taksitlerini döviz olarak ödeyemeyen insanların sorunu, aslında hak etmedikleri maaşı yıllardır almalarıdır. Hiç çalışmadan maaş almak, hiç üretmeden maaş almak, gerçek primini yatırmadan emekli olmak, gerekli olan kesintileri yatırmadan ikramiye almak ve benzeri olanaklar bitmiştir ve bu devletin mali sonu gelmiştir. Artık taşlar yerine oturmaktadır. Herkes hak ettiği kadar maaş alacaktır ve hak ettiği kadar alım gücüne sahip olacaktır.
Bu konuda en güzel örnek Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’dur. Tek taraflı grev yasasının arkasına sığınarak, bu toplumun onayını ve rızasını almadan, ulusal enerjiyi şantaj unsuru olarak kullanarak yaptıkları üst üste grevlerle hak etmedikleri, maaş, çalışma saatleri (yaz mesaisine geçmek için özel olarak grev yapmışlardır), tazminat ve K değeri adı altında (Yılda 6000 KVA ücretsiz elektrik kullanımı + Hayat pahalılığı) avanta gelir elde etmişlerdir. Avrupa ülkelerinde elektrik enerjisi için gerekli personel giderleri, tüketilen enerjinin (fuel oil) sadece %10’u iken bu oran bizde %50 ‘dir. KIBTEK’in K değeri adı altında vatandaşlara zorla ödettirdiği para, 1999 yılında kelle başına (Çocuk + yetişkin + yaşlılar = Tüm KKTC) 9,000,000 TL’dir.
Bir vatandaş olarak sen buna razı mısın? Senin onayın alındı mı bu ücretler tespit edilirken ve sen bu ücretleri ödemeye mecbur edilirken. Elbette Hayır. Ve elbette bir gün insanlarımız bu ücretlere ve elektrik soygununa itiraz edeceklerdir.”
Sonra ne olacak… KIBTEK önümüzdeki yıllarda, ister istemez özelleşecek ve safra atılacak. Elektrik ücretleri ya düşecek ya da uzun bir müddet TL bazında sabit kalacak. Atılan safralar yaygarayı basacak. Aç kaldık, taksitleri ödeyemiyoruz, mahvolduk, battık diye. TAŞLAR İLLAKİ YERİNE OTURACAKTIR. Liberal ekonomilerde hiç kimse karşılığını vermediği ücreti alamaz. Hiç kimse diğerini sırtında taşımaz. Galiba artık devlet oluyoruz…”
*       *       *

Sorunları aşmak istiyorsak işkembeden yaklaşımlarla değil, bilimsel yaklaşımlardan yola çıkarak sorunları irdelemekten başka seçeneğimiz yoktur. Maliyet hesaplamalarında dövizle bağlantılı girdilerin ağırlığını kimse inkar etmez. Ancak unutmamak gerekir ki halkın elinde olmadan şekillenen satın alma ve ödeme gücünün de hesaba katılması kaçınılmazdır.

   Eğer her şey dövize endeksli olacaksa maaş ve ücretler de dövize endekslensin o zaman sorun yok. Şimdi mekanizma tek yanlı çalışıyor. Özel sektör fiyatlarını belirleyerek zararını asgariye indiriyor. Buna karşılık dar ve sabit gelirlilerin gelirleri her geçen gün eriyip yok oluyor. Ortada ödenecek bir bedel varsa bunu tüm toplum katmanları ödeyecek. Aksi halde sosyal huzursuzluk tırmanır ve patlama noktasına gelir.” (15 Ağustos 2001- KIBRIS)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu