Derviş DoğanYazarlar

Kıbrıs Masasında Kim Oturuyor?

Kıbrıs meselesi konuşulurken en sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur: “Avrupa Birliği 5+1 formatında taraf olamaz.” Bu iddaa, hukuki ve siyasi gerekçelerle savunulabilir. Ancak asıl soru şudur: Gerçekten masanın dışında kalan AB midir, yoksa biz mi gerçeğin dışında kalmayı tercih ediyoruz?

Diplomaside masaya oturanlarla, masanın sonucunu belirleyenler her zaman aynı aktörler değildir. Kıbrıs sorunu bunun en açık örneklerinden biridir. Bugün resmi format Birleşmiş Milletler öncülüğündeki 5+1 görüşmeleri olsa da, bölgesel güvenlikten enerji politikalarına, gümrük ilişkilerinden ekonomik iş birliğine kadar birçok başlıkta Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki temasların süreci doğrudan etkilediği inkâr edilemez.

Tarih de bize bunu söylüyor.

1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların kendi başlarına ulaştıkları bir uzlaşının ürünü değildi. Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın yürüttüğü müzakerelerin sonunda ortaya çıkan anayasal düzen, adadaki iki toplum tarafından kabul edilmek durumunda kaldı. Bu tarihi gerçek, Kıbrıs’ın yalnızca yerel dinamiklerle şekillenen bir mesele olmadığını açıkça göstermektedir.

Çünkü Kıbrıs, yüzölçümü küçük; fakat jeopolitik ağırlığı son derece büyük bir adadır. Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları, deniz yetki alanları, NATO-AB ilişkileri ve bölgesel güvenlik dengeleri, Kıbrıs’ı yalnızca Kıbrıslıların değil, küresel ve bölgesel güçlerin de ilgi odağı hâline getirmektedir.

Bu nedenle bugün kurulacak herhangi bir denge de yalnızca adadaki tarafların iradesiyle şekillenmeyecektir. Bunu kabul etmek teslimiyet değil, uluslararası siyasetin işleyişini doğru okumaktır.

Ancak burada asıl belirleyici olan başka bir husus vardır.

Dış aktörlerin uzlaşısıyla ortaya çıkan bir çözüm, eğer Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların günlük hayatında karşılık bulmaz, güven oluşturmaz ve toplumlar tarafından benimsenmezse uzun ömürlü olamaz. Tarih, dayatılan ama içselleştirilemeyen düzenlemelerin kalıcı olmadığını defalarca göstermiştir.

Kalıcı barış, sadece uluslararası imzalarla değil, toplumların rızasıyla mümkündür.

Bu nedenle tartışmayı “Kim masada oturuyor?” sorusunun ötesine taşımak gerekir. Asıl soru şudur: Masadan çıkacak düzen, adada yaşayan insanların geleceğine güven verecek mi? Kıbrıslılar bu düzenin bir parçası olduklarını hissedecek mi?

Çünkü diplomasi masaları anlaşmalar üretir; fakat tarihi yaşatan veya değiştiren, o anlaşmaları benimseyen toplumlardır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu